27 Aralık 2012 Perşembe
23 Aralık 2012 Pazar
Eksi 15 derecede Çin seddinin eteğinde...
Kestane Tepesi: Eski bir TV dizisinin adı değil, haftasonu kaçamağı :)
Ejderha kayığının küreklerini çekerken tanıştığım dünya tatlısı Çinli arkadaşım Joyce'un sayesinde, Mutianyu köyünde bir "courtyard house"da değişik bir haftasonu geçirdim. Bilmeyenler ya da hatırlamayanlar için, Mutianyu, Çin Seddi'nin Pekin'e görece yakın (1,5-2 saat) ve manzarası nefis bir bölümünün bulunduğu bir köy. Joyce'un çalıştığı firma, personelinin kullanımı için bir misafirhane yaptırmış. Kışın en soğuk haftasonunda, son derece zevkli döşenmiş, dört dörtlük donanımlı, huzurlu, sakin bir mekandaydım.... Donmadan 5 dakika durabilmeyi başarıp, avlusundan yıldızlı gökyüzünü seyrettim. Pekin'in is kokulu gri havasından sonra müthişti. Öyle ki, Cuma akşamı iş çıkışı apar topar atlayıp geldiğimiz Kestane Tepesinde (misafirhanenin adı: Chestnut Hill) gecenin birine kadar Joyce ile lafladıktan sonra, Cumartesi sabah yedi buçukta müthiş dinç bir şekilde uyandım. Pekin'de işe giderken sabah sekiz buçukta sürünerek yataktan çıkan ben! Bitmedi: Artık hatırlayamadığım kadar uzun süredir bir cehalet perisinin büyüsüne kapılmışçasına tek yaprak bile okuyamayan ben, sabahın köründe sıkılmadan iki saat kitap okudum. Kitabın Mo Yan'ın Nobel ödülü almasına vesile olan "Red Sorghum" olması da bunda rol oynamış olabilir tabii. Neyse, deli gibi zengin ve sohbet çay kahve derken yaklaşık 3 saat kadar süren bir sabah kahvaltısından sonra kendimizi dışarı attık. İstikamet: Çin Seddi!
Buz tutmuş yokuşlardan inip köyün içinden geçerek, duvara giden ana yola çıkıyorsunuz. En çok 15 dakikalık yürüme mesafesi. Yukarıdaki resimde, iyice bakınca dağların tepesinde yılan gibi kıvrılan Çin seddi görülüyor. Biz teleferiklerin dibine kadar gidip, daha önce defalarca çıkmış olma bahanesiyle ama aslında buz gibi esen rüzgara yukarıda bir dakika katlanamayacağımızın bilinciyle, duvarın dibinden geri döndük.
Eh, oraya kadar gidip de kös kös dönmek işimize gelmeyince, bilet gişesinin hemen sağındaki Çin bahçesine girdik. Nasıl olduysa, daha önce bu bahçeyi hiç farketmemişim.
Eve dönüş.
Kestane yokuşundan bir kesit...
Avludan evin içine bir bakış...
Koridoru bile güzeldi :)
İki gün süren uğraşlarımız sonunda şöminede bir tek kütük bile yakamadık, ama olsun, zaten burayı inşa edenler de bizim gibi misafirleri önceden tahmin edip, tüm eve yerden ısıtma sistemi döşemişler.
Öyle İngiliz asilzadeleri gibi poz verdiğime bakmayın, iki gün boyunca evden bir daha hiç çıkmadık, en paspal halimizle, yemek yaptık, yedik, bulaşık yıkadık, kitap okuyup müzik dinledik, yine yemek yedik, arada da bir Hong Kong filmi (Overheard) izledik. Yanımdakilerin -biri Guangzholu, ikisi Amerikalı- üçü de Kanton kökenli olunca, getirdiğim bir kaç film içinden Kantonca çekilmiş bu filme balıklama atladılar. Ben de bu sayede, son dönemde, anakara Çin'deki talebin etkisiyle artık Hong Kong filmlerinin çoğunun Mandarince çekildiğini, bunun da dillerine pek bağlı Kantonları pek de mutlu etmediğini öğrenmiş oldum. Bu aile resmi, şoför bizi almaya gelmeden hemen önce çekildi. Haftasonu hatırası...
5 Aralık 2012 Çarşamba
26 Kasım 2012 Pazartesi
2 Eylül 2012 Pazar
1 Eylül 2012 Cumartesi
1 Eylül 2012: Kırk gün kırk gece süren veda yemekleri, kahvaltılar,
partiler, buluşmalar, alışverişler, valiz kapamalardan sonra yalnızım.
Yalnızlık çok iyi bilip sevdiğim bir şeyken, burası için çok yeni. Çok
farklı. Bugün, 1 Eylül 2012 günü, 4 yıldır ilk defa dışarıdan eve
girdiğimde kapıyı kilitledim. Hüzün ve huzur bir arada. Hem yeni bir
hayata hevesleniyor, hem bizimkileri özlüyorum. Heyecanla karışık bir
endişe hali. Galiba bu bir yıl benim için bambaşka bir tayin gibi
olacak.
Basık, bunaltıcı bir sabaha uyanıp Silk Market ve Buynow'ı tavaf ettim bugün. Sonra birden bastırıp yarım saat boyunca deli gibi yağan yağmurdan hemen önce eve varmış olmaya sevindim. Dilan'a ulaşamadım diye Didem'i sabahın köründe uyandırdım. Sonra yağmur sonrası taksi bulamayıp, The Hutong'a bisikletle uçtum. Guaşa ve akupunktur arası Alex ile kültürlerarası farklılıklardan, Avustralyalılardan, Türklerden, düğünlerden, kardeşlerden, anneanne ve babaannelerden konuştuk. Alışverişe doymamış olmalıyım ki, çıkıp bir de Uniqlo yaptım. Yeğenler hayatıma girdi gireli yetişkinlere hediye almak hiç keyifli değil. Gözüm sürekli oyuncaklarda, minik ayakkabılarda, tişörtlerde. Tatile az kaldı...
Basık, bunaltıcı bir sabaha uyanıp Silk Market ve Buynow'ı tavaf ettim bugün. Sonra birden bastırıp yarım saat boyunca deli gibi yağan yağmurdan hemen önce eve varmış olmaya sevindim. Dilan'a ulaşamadım diye Didem'i sabahın köründe uyandırdım. Sonra yağmur sonrası taksi bulamayıp, The Hutong'a bisikletle uçtum. Guaşa ve akupunktur arası Alex ile kültürlerarası farklılıklardan, Avustralyalılardan, Türklerden, düğünlerden, kardeşlerden, anneanne ve babaannelerden konuştuk. Alışverişe doymamış olmalıyım ki, çıkıp bir de Uniqlo yaptım. Yeğenler hayatıma girdi gireli yetişkinlere hediye almak hiç keyifli değil. Gözüm sürekli oyuncaklarda, minik ayakkabılarda, tişörtlerde. Tatile az kaldı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)